basiaistanbul
01.05.06, 12:13
Büyü Dükkanı Geçmişi ile barışmak isteyenlere; hayata yeniden
başlama arzusu içinde olanlara... Uzak diyarlardan birinde bir ülkede,
yemyeşil tepelerin arasında, kışın bembeyaz bir kar ordusu ile, baharda
rengarenk kır çiçekleri ile kaplanan bir vadi vardı. Ortasından bir
ırmağın geçtiği bu vadi "Büyülü Vadi" olarak anılırdı. Ona bu adi veren
ise, vadideki ilginç bir dükkan ile, bu dükkanda yaşananlardı. Ünü
ülkenin dört bir yanına yayılmış olan dükkanın adı "Büyü Dükkanı" idi.
Her yerde olduğu gibi bu dükkanda da almak istediğiniz şeyin bir bedeli
vardı. Bu bedelin ne olacağı, dükkan sahibiyle yaptığınız pazarlık
sonucunda ortaya çıkardı. Ancak, Büyü Dükkanı'nda maddi bedellerin hiç
bir hükmü yoktu. Bazı müşteriler bir şeye sahip olmak için denenebilecek
tek bedelin para olabileceği düşüncesiyle, cepleri kabarık gelirlerdi.
Oysa burada yapılan pazarlıklar, günlük yaşamdakilerden biraz farklı olur
ve pek çok müşteriyi şaşırtırdı. Kış mevsiminin bu soğuk gününde epeyce
üşümüş, yorgun düşmüş olmalıydı. Kapının önüne gelinceye kadar,gözlerini
hiç ayırmadan izledi onu. İyice kulak kabarttı. Üç basamakla çıkılan,
ahşap zeminli verandadaki ayak seslerini ve onlara eşlik eden gıcırtıyı
duymaktan çok hoşlanırdı. Beklediği kişinin ayak sesleri ikinci basamakta
kesildi. Müşteri çalmadan, kapıyı açmamayı prensip edinmişti yaşlı adam.
Çünkü, hemen herkes o kapının önünde durup, bir kez daha düşünürdü.
Kapıyı çalmaktan vazgeçip dönenler, az da olsa olmuştu. O gün de aynı şeyi
yaptı. Sonunda kapı çalındı. "Ününüzü duyunca çok uzaklardan kalkıp
geldim buraya... İstediğim şeyi, bir tek sizin dükkanınızda
bulabileceğimi söylediler. Karşılığında ne isterseniz vermeye hazırım."
"İstediğiniz şeyin ne olduğunu öğrenebilir miyim ?" "Bakın, ben elli beş
yaşındayım. Yani yolun yarısını geçeli çok oldu. Söylemeye dilim varmıyor
ama yolun sonuna yaklaştım galiba. Bu gerçeğe tahammülüm yok. Ben bugüne
kadarki hayatımı geri istiyorum. Mümkün mü ?" "Elbette mümkün.
Biliyorsunuz, dükkanımda her şey mevcut. Ancak tam olarak ne istediğinizi
anlayabilmem için, bana geri istediğiniz hayatınızı biraz anlatabilir
misiniz?" Dükkan sahibinin sorduğu soru, müşteriyi iç dünyasına
döndürmüştü. Gözünün önünden geçen sahnelerin kendi yaşamına ait olduğunu
kabul etmek için kendini zorluyordu. Bütün görüntüler, bir kargaşa ve
telaş içinde birbirlerine karışarak geçip gittiler ve geride yalnızca
ıssız bir hüzün bıraktılar. Hüznünün yüzüne yansımasına engel olamayan
müşteri, yaşlı satıcının sorusu karşısında ancak şunları söyleyebildi:
"Geçmiş yaşamımda birçok hata yaptım. Bunlar için pişmanlık duyuyorum...
Yanlış kararlar verdim, kayıplara uğradım. Zamanı hovardaca harcadım. Bir
gün bir de baktım ki, hayat yanımdan geçip gidiyor. Paniğe kapıldım ve
bir çare aramaya başladım. Dostlarımla konuşmayı denedim. Beni teselli
edip derdimi unutturmaya çalışanlar da oldu, yardım etmeye çalışanlar da.
Ama hiçbiri kar etmedi. Kendimi çok mutsuz hissediyordum. Derken,bir gün
birisi bana sizden ve Büyü Dükkanı'ndan söz etti. Bunu duyar duymaz sanki
içimde bir ışık yandı. Büyük bir umutla hemen yollara düşüp size geldim.
Kendimi çok çaresiz hissediyorum. Lütfen elli beş yılımı bana geri
verin." "Yani, siz pişmanlık duyduğunuz hayatınızı yeniden yaşamak mı
istiyorsunuz?" "Elbette hayır. Söylemek istediğim bu değil. Ben yalnızca
kaybettiğim yıllarımı geri istiyorum. Eğer bir şansım daha olursa aynı
hataları tekrarlamayacağım." "Herhalde bunu çok istiyorsunuz." "Evet,
hem de her şeyimi verecek kadar." "Peki, benim size vereceğim elli beş
yılın karşılığında siz bana ne verebilirsiniz?" "Ne isterseniz?" "Sanki
bunun için her şeyden vazgeçmeye hazır gibisiniz." "Hiç kuşkunuz olmasın.
Şu anda sahip olduğum her şeyden vazgeçebilirim. Yeter ki geride
bıraktığım yıllarımı bana geri verin." Yaşlı adam, ellerini
sakallarında
dolaştırırken,kendini sallanan koltuğunun devinimlerine bırakmıştı. Bir
süre düşündü. Müşterisinin, sabırsızlıkla, pazarlığın bitmesini
beklediğinden emindi. Büyü dükkanına gelen kişiler, genellikle bir an
önce istediklerini alıp gitmek için acele ederlerdi. Bu nedenle, yaşlı
adam,pazarlığın başındaki düşünce yolculuklarında yalnız kalırdı. Şu anda
da, sessizliğin yalnızca kendi işine yaradığını biliyordu. Koltuğu ile
birlikte öne doğru eğilerek müşterisinin gözlerinin içine baktı ve ağır
ağır konuşmaya başladı: "Beyefendi, her ne kadar siz elli beş yıl
karşılığında bana her şeyinizi vermeye hazır olsanız da, ben sizden bir
tek şey isteyeceğim." "Dileyin benden ne dilerseniz." "Belleğinizi..."
"Anlamadım?" "Belleğinizi dedim...Elli beş yılın yaşantısını içinde
barındıran belleğinizi istiyorum." "Ah evet anladım. İlginç bir bedel...
Kabul ediyorum.Tamam alın belleğimi." "Emin misiniz?" "Neden olmayayım?
Elli beş yıl kazanacağım." "Belleğinizi, içindeki her şeyle birlikte bu
dükkanda bırakıp gideceksiniz. Elli beş yılın tek bir anını
hatırlamayacaksınız. Buraya neden geldiğinizi bile ...." "Daha iyi ya!
Her şeye yeniden başlayacağım. Zaten geçmişi hatırlamak istemiyorum ki!"
"O halde, korkarım elli beş yıl sonra buraya tekrar gelirsiniz. Tabii o
zaman benim yerime, bir başkası size yardımcı olur." "Hayır hayır... Emin
olun ki, şu dakika belleğimi size bırakıp elli beş yılımı geri alacağım
ve dükkanınızı, bir daha dönmemek üzere terk edeceğim. Ve yine söz
veriyorum, şu ana kadar yaptığım hataların hiç birini tekrar
etmeyeceğim." "İsterseniz başka sözler vermeyin. Çünkü, az sonra,
belleğinizle birlikte bütün hepsini burada bırakıp gideceksiniz." Yaşlı
adamın son sözleri, müşterinin duraklamasına neden olmuştu. Bu sözlerin
anlamını kavrayabilmek için birkaç saniye düşünmek zorunda kaldı. "Nasıl
yani? Buradan çıktığımda hiçbir şey hatırlamayacak mıyım? Sizinle
konuştuklarımızı bile, öyle mi?" "Yani hiçbir şeyi mi ? Buraya neden
geldiğimi, sizin kim olduğunuzu ve hatta...!" "Ne yazık ki!" Yaşlı adam,
şu anda pazarlığın sonuna geldiklerini hissediyordu. Karşısında oturan
müşterinin yüzünde gördüğü aydınlanma, pazarlık sahnelerinin en hoşlandığı
görüntüsüydü. Son sözleri müşterisinin söylemesini istediği için bir süre
sessiz kaldı ve bekledi. Bu seferki sessizliğin,